|
|
|
|
|
A harfi ile başlayan atasözleri... yukardaki kutuları unutmayınız |
Alçak uçan yüce konar, yüce uçan alçak konar.
İnsanların toplum içindeki yerlerini tutum ve davranışları
belli eder. Kimi insan vardır ki alçak gönüllüdür, büyüklük
taslamaz, insanların mevkilerine göre tavır takınmaz; işte bu
kimseler saygı ve sevgi görür, toplum içinde yükselir. Kimi
insan da vardır ki kibirlidir, herkesi küçük görür, üstünlük
taslar; bu insan da hiç sevilip sayılmaz, toplum içinde de iyi
bir yer edinemez.
Alçak yerde yatma sel alır, yüksek yerde yatma yel alır.
İnsan hiçbir işinde aşırılığa kaçmamalı, orta bir yol
izlemelidir. Gerek maddî, gerekse manevî yönden kendisine en
uygun olanı seçmelidir. Orta bir yol izlemeye yanaşmayan
insana hem çok düşük, hem de çok yüksek hayat biçimi zarar
verir.
Alçak yer yiğidi hor gösterir.
Elindeki imkânları sınırlı olan, basit bir görevde bulunan
kimse ne kadar değerli olursa olsun kendini gösteremez;
kişiliğini, yeteneğini kanıtlayıp lâyık olduğu yere gelemez.
Bu durumda onun önemsiz görülmesine, etkisiz kalmasına, yitip
gitmesine sebep olur.
Al elmaya taş atan çok olur.
1. Önemli, parlak mevkileri elde etmeye çalışan çok olur. 2.
Değerli, güzel ve çekici olan şey herkesin dikkatini çeker.
Kimileri onu elde etmeye çalışırken, kimileri de kıskançlığa
düşüp onun aleyhinde çalışırlar.
Alet işler, el övünür.
İnsan ne iş yaparsa yapsın, ne kadar usta olursa olsun, o iş
için gerekli araç-gereç olmadan başarı elde edemez. Durum bu
kadar açık olduğu hâlde, araç-gereci bir tarafa atıp kendi
ustalığı ile övünmekten geri durmaz insanoğlu.
Alışmış kudurmuştan beterdir.
Bir şeye alışkanlık tutkuyu, tutku da tutsaklığı peşinden
sürükler. Bir şeye alışkın olan, bir anlamda onun tutsağı
olmuştur. Artık onu yöneten alışkanlıklarıdır, kolay kolay bu
alışkanlıklardan vazgeçmez. Alışkın olduğu şeyden kopmamak
için her yola başvurur, delice davranışlar gösterir.
Al kaşağıyı gir ahıra, yarası (yağırı) olan gocunsun
(gocunur).
Bir meseleyi halletmek, bir yolsuzluğu soruşturmak, bir
haksızlığın önüne geçmek için ne gerekirse yapılıp
söylenmelidir. Bu sırada kabahati olan varsın tedirgin olsun,
alınıp telâşa kapılsın.
Allah bir kapıyı kapatırsa ötekini açar.
İşi büsbütün bozulan, bir çıkmaza düşen insan karamsarlığa
kapılıp Yüce Allah`tan umut kesmemelidir. Çünkü Allah
rahmetini esirgemez, O`nun rahmeti boldur. Allah hiç umulmadık
bir anda bir sebep yaratır ve çare gösterir, bize iyi imkânlar
sunar. Yeter ki O`na inanıp güvenelim, O`ndan umut kesmeyelim.
Allah dağına göre kar verir (verir kışı).
Yüce Allah, her kuluna kaldırabileceği ölçüde yük, sıkıntı
verir. Bu kimine az, kimine çoktur. Herkesin dayanabileceği
kadardır.
Allah doğrunun yardımcısıdır.
Yüce Allah, insanlara neyin eğri, neyin doğru olduğunu
kitapları ve peygamberleri vasıtasıyla göstermiştir. Onun yap
dediğini yapan, yapma dediğini yapmayan doğru yoldadır. Onun
istediklerini yerine getiren, haram kıldığı şeylerden kaçınan,
onu bunu aldatmayan, yalan söylemeyen, doğruluktan sapmayan
kişiye Allah yardım eder; o kişi her işte başarı sağlar,
kötülük görmez, zarara da uğramaz. O hâlde doğruluktan
şaşmamalıdır.
Allah gümüş kapıyı kaparsa altın kapıyı açar.
İşleri kötü giden kişi Allah`tan umut kesmemelidir. Rahmeti
bol olan Yüce Allah, kimseyi rızksız koymaz. Allah`ın bir
sebeple bizi içine düştüğümüz kötü durumdan çıkarıp, daha iyi
ve güzel bir duruma kavuşturacağına inancımız tam olmalıdır.
Allah`ın bildiği kuldan saklanmaz.
Bütün insanlar, yaptıkları her şeyden yaratıcıları olan
Allah`a karşı sorumludurlar. Allah, kullarının ne
yaptıklarını, ne düşündüklerini ve kalplerinden geçenleri
bilir. İnsan, eğer bir suç işlemişse, bu suçundan dolayı önce
Allah`tan korkmalı ve utanmalıdır. Çünkü, hiçbir şeyin
kendisine gizli olmadığı Allah, onun suç işlediğini
biliyordur. Bunu gizlemek, o suçu ortadan kaldırmaz. Öyle ise
onu kuldan niçin saklamalıdır?
Allah kulunu kısmeti ile yaratır.
Her insan dünyaya rızkı ile gelir. Allah, onu mutlaka bir
geçim yoluna ulaştırır; bu yol zor ya da kolay olabilir. Yeter
ki insanlar birbirinin rızkına el uzatmasınlar.
Allah sabırlı kulunu sever.
Acı, yoksulluk, haksızlık ve hastalık gibi üzücü durumlar
karşısında ses çıkarmadan, olacak veya gelecek bir şeyi telâşa
kapılmadan bekleme erdemidir sabır. Bu, insanın sahip
olabileceği en değerli huylardandır. Böyle kimseler dayanıklı
olur, güçlüklere göğüs gerer, kötülükleri kolay savar,
sıkıntıları çabuk atlatır. Cenab-ı Hak da böyle kullarını
sever. Öyleyse bu sevgiye lâyık olmak için sabırlı olmaya
gayret etmeli insan.
Allah sağ eli sol ele muhtaç etmesin.
Birine muhtaç olup ondan bir şey istemek, istediğinin yerine
gelmediğini görmek insana çok ağır gelir. Bu yüzden bir de
hakarete uğramak, hele en yakınından böyle bir tavır görmek
insanı kahreder. Bu sebeple “Allah`a, bizi en yakınımıza dahi
muhtaç etmesin” diye dua etmeyi bir görev bilir insan.
Allah`tan umut kesilmez.
Allah, kendisine inananları güç durumda bırakmaz. En umutsuz
anlarında bile bir sebep yaratıp onları sevindirir, işlerini
yoluna kor, durumlarını düzeltir. Bu bakımdan Müslümanlar en
kötü ve umutsuz durumlarında bile karamsarlığa düşüp yalnızlık
korkusuna kapılmazlar. Yüce Allah`ın onlara lütufta
bulunacağına, onları koruyacağına gönülden inanırlar.
Allah uçamayan kuşa alçacık dal verir.
Kiminin gücü az, kiminin yeteneği sınırlıdır. Allah, bu
insanlara da durumlarına göre imkânlar verir; kolaylıklar
gösterir; onların da bir hayat düzeni kurmalarına, geçim yolu
bulup barınmalarına yardım eder.
Almadan vermek, Allah`a mahsus (yaraşır).
Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, ama ihtiyaç sahiplerinin muhtaç
olduğu tek varlık, şanı yüce olan Allah`tır. Karşılık
beklemeden yardım yapmak sadece ve sadece Allah`a mahsustur.
Bu sebeple insanlar yardımlaşırken bir karşılığı gözetirler.
Bir şey verirken almaya gereklilik duyarlar. Öyleyse siz
başkasına yardımcı olunuz ki, başkası da size yardımcı olsun.
Almadığın hayvanı kuyruğundan tutma.
Hiçbir zaman alamayacağın bir mala alacakmış gibi,
yapamayacağın bir işe yapacakmış gibi, yanında
çalıştıramayacağın bir kişiye çalıştıracakmış gibi yakın ilgi
gösterme. Bu, karşı tarafa boş yere umut vermek olur ki, doğru
bir hareket değildir.
Alma mazlumun âhını, çıkar âheste âheste.
Zalim olma, kötülük yapıp da can yakma. Yoksa mazlumların
bedduasını alır, yaptığın kötülüklerin cezasını feci şekilde
çekersin.
Altın anahtar her kapıyı açar.
Para güçlü bir araçtır. Paranın halledemeyeceği, ortadan
kaldıramayacağı engel ya da mesele yok gibidir. Çünkü insanlar
çıkarlarına, nefislerine düşkündürler. Bu düşkünlük onları
zayıf bırakır. Para da bu zayıf insanları kolayca elde eder.
Dolayısıyla karşılığını para ile ödediğinizde, insanlar pek
çok engeli önünüzden kaldırır; istediğiniz şeyi kolayca elde
edersiniz.
Altın eli bıçak kesmez.
1. Zengin kişi para ile pek çok meselesini halleder, paranın
gücü sebebiyle ona zarar vermek zorlaşır. 2. Hünerli, işinin
ehli kimseyi hayat zorlukları kolay kolay etkileyemez. Bir an
zorluklar onu sarssa bile, o yılmadan çalışır; işlerini yoluna
kor ve hayatını sürdürür.
Altın eşik, gümüş eşiğe muhtaç olur.
Ne varlığa, ne makama güvenmemeli; hiç kimseye yukarıdan
bakılmamalıdır. Gün gelir insan elindeki varlığı yitirip
yoksullaşabilir, bir zamanlar kendisinden daha yoksul olan bir
kişiye muhtaç olabilir. Mevkisini de kaybedebilir ve
kendisinden daha önce altta olan insanların emrinde çalışmaya
mecbur kalabilir.
Altın yere düşmekle pul olmaz.
Yetenekli, dürüst ve değerli bir kişi bulunduğu yüksek yeri
(makam-mevki) yitirip önemsiz bir yerde bulunmak zorunda kalsa
bile değerinden bir şey kaybetmez.
Altı olur, yedi olur, hep Allah`ın dediği olur.
İnsanoğlu ne tür hesaplar ve plânlar yaparsa yapsın, ne tür
ihtimalleri göz önüne alırsa alsın, sonuçta Allah ne dilemişse
o olur. Bunun için “takdir, tedbiri bozar” demişlerdir.
Aman diyene kılıç kalkmaz (Eğilen baş kesilmez).
Yiğitliğinize, mertliğinize güvenerek teslim olan kişi size
sığınıyor; canının da sizin tarafınızdan korunmasını istiyor
demektir. Böyle bir durumda ona kötülük yapmak ya da onu
öldürmek doğru değildir. Aksi bir tavır insanlık dışı bir
hareket olur, meğer ki sığınan kişi düşman bile olsa.
Ana evlâdını atmış, yar başında tutmuş.
Biliriz ki, çocuğu en fazla seven, ona en fazla emeği geçen,
onu en fazla koruyan, onunla en fazla bütünleşen genellikle
annedir. Bu sebeple ona ne kadar kızarsa kızsın, ondan ne
kadar nefret ederse etsin, bu durumunu devamlı sürdürmesi
düşünülemez. Çocuğun tehlikeye düştüğü bir anda, annelik
içgüdüleri harekete geçer ve onu korumaya çalışır.
Ana gibi yâr, Bağdat gibi diyar olmaz.
Şehirler içinde Bağdat öteden beri güzel, önemli ve gözde
şehirlerden biridir. İnsanı kendine çeken, pek çok şehirde
bulunmayan özelliklere sahiptir. Annenin de diğer insanlar
içinde ayrıcalıklı bir yeri vardır. Onun kadar çocuğunu seven,
çocuğuna gönülden bağlı bir yakın, bir dost yoktur insanlar
içinde. Ne zaman başımız dara düşse hemen o koşar, elimizden
tutmaya o çalışır.
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.
Kimi meseleleri üstü kapalı, bazı ipuçları vererek şöyle bir
anlatmak zorunluluğu hasıl olur. Anlayışlı kimseler bu tür
konuşmadan ne denmek istendiğini kolayca anlarlar. Ama
kavrayışı kıt kimseler ne kadar açık anlatılırsa anlatılsın,
ne kadar tekrar edilirse edilsin ne denmek istendiğini bir
türlü anlayamazlar.
Araba devrilince (teker kırılınca) yol gösteren çok olur.
İnsanlar her nedense her şey olup bittikten, işler
bozulduktan, ortaya kötü bir sonuç çıktıktan sonra “niçin
böyle yaptın, şöyle yapsaydın, bu yolu tutmalıydın” gibi
sözler söylemeyi alışkanlık edinmişlerdir. Önemli olan yapma
biçimindeki yanlışlığı, tutulan yoldaki tehlikeyi önceden
görmek ve uyarıda bulunmaktır.
Araba ile tavşan avlanmaz.
Hemen her iş ayrı bir araç, yol ve yöntemi gerekli kılar.
Başarıya ulaşılmak isteniyorsa o iş için uygun olanlar
seçilmelidir. Eğer bunun dışına çıkılırsa başarıdan söz
edilemez.
Arabanın ön tekeri nereden geçerse arka tekeri de oradan
geçer.
1. Büyükler nasıl bir davranış veya yaşayış yolu tutmuşlarsa
çocuklar da onları taklit eder, onların izinden gider. 2.
Yönetenlerin tavır biçimi, zamanla yönetilenlere geçer.
Ar dünyası değil kâr dünyası.
1. Yaptığı iş eğer namusuna dokunmuyor, onurunu zedelemiyorsa
geçim için şu ya da bu işi yapmalı insan; utanıp sıkılmadan
para kazanmalıdır. 2. Kimi insanlar vardır ki, namus ve onur
denen değerleri bir tarafa fırlatmış, çıkar için her türlü işi
yapmaktadırlar.
Arı bal alacak çiçeği bilir.
Bazı kimseler, açıkgöz insanlar ve işinin uzmanı olanlar,
çıkar sağlayabilecekleri, kazanç elde edecekleri yerleri gayet
iyi bilirler.
Arı, kızdıranı sokar.
Hiçbir insan durup dururken çoklukla birinin canını yakmaz.
Kişi ancak kendisini kızdırıp bunaltana, sataşıp ilişene,
kötülük yapana karşı ister istemez eyleme geçer; saldırır ve
zarar verir.
Arık öküze bıçak çalınmaz.
Güçsüz, zayıf, kendisini zor ayakta tutan kimselerden
yararlanmaya çalışmak, onlara eziyet edip çile çektirmek doğru
değildir; bu yiğitliğin ve insanlığın şaşına yakışmaz.
Arpa eken buğday biçmez.
1. Kötü bir davranışta bulunan insan iyilik göremez. 2.
Yapmaya çalıştığı işin üzerinde lâyıkıyla durmayan ondan iyi
sonuç alamaz.
Arsızın yüzüne tükürmüşler, “yağmur yağıyor” demiş.
Arsız insan kişiliğini, saygınlığını, utanma duygusunu
yitirmiş insandır. Dolayısıyla o ne kadar ağır hareket görse,
söz işitse yine de aldırış etmez; pişkinliğe vurup iyi bile
karşılar.
Arslan yatağından (yattığı yerden) bellidir (belli olur).
İnsanların kişilikleri ile sürekli bulundukları yerler
arasında bir özdeşlik kurmak mümkündür. Bir kimsenin kişiliği
çalıştığı iş yerinin niteliğinden; yatıp kalktığı evin
temizliğinden, düzeninden anlaşılır.
Asil azmaz, bal kokmaz (kokarsa yağ kokar, çünkü aslı
ayrandır).
Kendine has özellikleri bulunan bir nesne ne denli biçim
değiştirirse değiştirsin, aslî özelliğini yitirmez. Bu durum
insan için de söz konusudur. Soylu bir aileden gelen insanlar
ne denli büyük bir sarsıntı geçirirlerse geçirsinler, bayağı
bir duruma düşüp yozlaşmazlar; soyluluklarını yitirmezler. Ama
mayalarında kötülük, noksanlık bulunan kimseler için böyle bir
şeyden söz edilemez; onlar eninde sonunda bir açık verirler,
olumsuz yanlarını dışa vururlar.
Aslını inkâr eden (saklayan) haramzadedir.
Bir insan çarpık bir ailenin üyesi olabilir; yoksul, eğitim
görmemiş kaba bir aileden gelebilir. Bu durumunu birilerinden
saklamak ve onlara karşı bir utanç kaynağı olarak görmek son
derece yanlıştır. Çünkü insan, böyle bir aileden gelmekle
değersiz olamaz. Kendisini değerli ya da değersiz kılmak kendi
elindedir. Böyle bir tavrı da ancak zayıf karakterli insanlar
gösterebilir ya da bu tavır ancak piçlere yaraşır.
Âşığa Bağdat sorulmaz (ırak değildir).
Kim ki bir şeyi elde etmek ister, ona taşkın bir kavuşma
isteğiyle yanıp tutuşur, o kimseye zor şartlar ağır gelmez; o,
her türlü çabayı gösterir; her türlü fedakârlığa katlanır.
Âşık âlemi kör, dört yanını duvar sanır.
Aşk duygusuyla dolup taşan kişi, bu derin sevginin etkisiyle
ne yaptığını bilemez; hoşa gitmeyecek davranışlarda bulunur,
sanki bilincini kaybetmiş gibidir; yapıp ettiklerini kimse
bilmez, görmez ve söylediklerini kimse işitmez sanır.
Aşını, eşini, işini bil.
Doğru, düzgün, sağlıklı, mutlu ve verimli bir hayat mı yaşamak
istiyorsun? O hâlde yiyeceğine dikkat et, temiz ve helâl ye.
Eşini ve arkadaşını iyi seç, kötülerden uzak dur. Bir iş edin,
edindiğin işe sahip çık, onu lâyıkıyla yap.
Aş taşınca kepçeye paha olmaz.
Kimi değersiz görülen, bir kenara atılmış bulunan araçlar bir
zaman gelir gerekli olurlar; bir zararı önlemeye yararlar.
İşte o zaman değerleri birden bire artar, kıymet biçilemez
olurlar.
At, adımına göre değil, adamına göre yürür.
Bir atın yürümesi ya da koşması, doğrudan sırtındaki
binicisinin yönetimine bağlıdır; binici ne isterse onu yapar;
koşar, durur ya da yavaş gider. Bir işin akışı da böyledir.
İşin sonucu, verimli yahut verimsiz oluşu, o işi yapanın
bilgi, beceri çaba ve tutumuna bağlıdır.
Ata eyer gerek, eyere er gerek.
Çıplak ata binmek oldukça zordur. Ata binmeyi kolaylaştıran
eyerdir. Ancak bu yeterli değildir. Atın üzerinde oturacak
kimse eyerin hakkını vermeli ve başarılı olmalıdır. Bunu da
ancak yiğit olan yapar. Bir iş için de durum bundan farklı
değildir. Yapılan işten verim alınmak isteniyorsa, önce işte
kullanılacak araçlar sağlanmalı; sonra da iş ve araçlar işini
iyi bilen, bunları kullanabilecek birine teslim edilmelidir.
Atanın (babanın) sanatı oğula mirastır.
Çocuklar küçük yaşlarda öncelikle babalarının yaptıkları
işlerle ilgilenirler. Babanın oğulla yakın ilişkisi, çocuğun
giderek babasının yaptığı işi öğrenmesine yol açar. Baba da
bunun için özel bir çaba sarf etmişse, çocukta, bu işi öğrenme
yolu kalıcı olur. Büyüyünce kendisi de bu sanatla uğraşır,
geçimini bu yolla sağlamaya çalışır.
Atasını tanımayan Allah`ını tanımaz.
Ana-babaya değer vermek, onlara saygı-sevgi göstermek, onlara
dar günlerinde yardımcı olmak, onlara “öf” bile dememek Yüce
Allah`ın buyruklarındandır. Bu buyruklara itaat etmeyen,
ana-babaya gerekli ilgiyi göstermeyen, onlara karşı gelen bir
kimse Allah`a da karşı geliyor demektir.
At binenin (iş bilenin), kılıç kuşananın.
1. Kim ki bir işi beceriyor, bir şeyi kullanıyor, bir şeyden
gerektiği gibi faydalanıyor, o şeye sahip olmalıdır; en
uygunu, yakışanı da budur. 2. Kim ki başkasının
yararlanmadığı, yararlanmasını bilmediği bir şeyi elinde
tutuyor ve ondan yararlanıyorsa, o şey, mal sahibinden çok
onun sayılır.
At binicisini tanır (bilir).
Emir altında çalışan kişi, kendisini yönetenin işten anlayıp
anlamadığını, ne isteyip istemediğini, hangi olay karşısında
nasıl tavır takındığını bilir; işini de ona göre yapar ve
yürütür.
Ateş düştüğü yeri yakar.
Bir felâket ya da üzücü olay gerçek anlamda ona uğrayana,
yalnızca ilgili kimselere acı verir; onların yüreklerini
yakar. Başkalarının, uzak kimselerin duydukları acı,
gösterdikleri üzüntü ise yüzeyseldir; kalıcı değil, gelip
geçicidir.
Ateşle barut bir yerde durmaz.
Bir arada bulunmaları çok tehlikeli görülen şeyler birbirinden
uzak bir yerde tutulmalıdırlar.
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
Bir olay ya da durumun varlığı, gerçekten ortada olup
olmadığı, belirtisinin görülmesiyle anlaşılacak bir şeydir.
Eğer meydanda bir belirti varsa, olay veya durum da var
demektir.
Atılan ok geri dönmez.
Kimi zaman iyi düşünüp taşınmadan, olacakları hesaplamadan
bazı eylemlere girişir ve sonuçta pişman olur insan. O anda
ilk durumuna dönmek ister ama bu mümkün değildir. Çünkü olan
olmuş, iş işten geçmiştir çoktan.
Atın bahtsızı arabaya düşer.
Kimi değerli, yetenekli ama talihsiz kimseler, kişiliklerine
uymayan kötü ve bayağı işlerde çalıştırılır; görevlere itilir.
Atın ölümü arpadan olsun.
Bir şeye tutkun olan, bir şeyin uzun süre yokluğunu çeken kimi
kişiler, kendilerine zarar vereceğini bile bile o şeyi
kullanmaktan çekinmezler ve şöyle düşünürler: “Sevdiğim şeye
özlem duyarak yaşamaktansa, onu çokça (aşırı ölçüde) kullanıp
(yiyip) hasta olayım; hatta öleyim.”
Atın ürkeği, yiğidin korkağı.
1. Yiğit de, at da doğacak bir tehlikeye karşı hep tetikte
bulunmalı; uyanık davranıp duyarlı olmalıdır. 2. Atın da,
yiğidin de korkağından kaçınmalı; onlardan hayır gelmez.
Atlar nallanırken kurbağa ayağını uzatmaz.
Meydanda olan şu ki, insana değer, nitelik ve kişiliğine göre
davranılır; iş verilir. Bu bakımdan kişi başkalarını
ilgilendiren konularda ortaya atılmamalıdır. Ayrıca, değersiz
bir kimse de kıymetli ve nitelikli kişilere gösterilen ilgiyi
ne beklemeli, ne de ummalıdır.
Atlasa kıl yapışmaz.
Dürüst, temiz, kötülükten uzak, işinde başarılı kimseler
hakkında söylenen karalayıcı sözler, yapılan iftiralar havada
kalır; boşuna söylenmiş olur, onlara bu sözlerin mazarratı
bulaşmaz.
At ölür, itlere bayram olur.
Kimi yararlı, kıymetli, şahsiyet sahibi kimselerin ölmesi;
bulunduğu görevden ayrılması ya da alınması kimi çıkarcı,
kıskanç ve aşağılık kimselerin işine gelir; onların
sevinmesine yol açar.
At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.
Dünyadaki her canlı gibi at da ölümlüdür. Günü gelince o da bu
dünyadan ayrılır. Ama onun koştuğu, gezdiği meydan onunla
gitmez; kendisinden sonrakilere kalır ve onu hatırlatır. İnsan
için de durum atınkinden farklı değildir. O da ölümlüdür.
Doğacak, yaşayacak ve ölecektir. Ne var ki, bu dünyadan
ayrılırken bıraktığı izler sürüp gidecektir. İnsanlar bu
dünyada bu izleriyle anılacaklardır. Önemli olan dünya
hayatında iyi bir iz (nam) bırakmak ve rahmetle anılmaktır. Bu
bakımdan kişi daha yaşarken adını yaşatacak iyi işler
yapmalıdır. Unutulmamalıdır ki, yaşarken iyi işler yapan, iyi
eserler bırakan kişiler öldükten sonra da unutulmazlar; onları
tanıtan eserleriyle de gelecek kuşaklara taşınırlar.
At sahibine (biniciye) göre eşer (kişner).
Yönetilen veya buyruk altında çalışan kişi, tutumunu ya da
çalışmasını yöneticisinin tavrına göre ayarlar. Bu sebeple
yönetilen değil yöneten, çalışan değil çalıştırıcı daha
önemlidir.
At yiğidin yoldaşıdır.
Çok açık olarak bilinen bir şey ki, göçebe bir millet olan
Türkler için at, savaşta ya da barışta candan bir dosttur.
Hemen her saati onunla geçer. At, Türkler için soyluluğun,
yiğitliğin, vefakârlığın, yararlılığın ve inceliğin bir
sembolüdür. Silâhsız er düşünülemediği gibi, atsız er de
düşünülmemiştir. Dolayısıyla at, Türk`ün edebiyatına girmiş ve
önemli bir motif oluşturmuştur. At hakkında şiir, menkıbe,
masal, atasözü söylenmiş; risaleler kaleme alınmış, âdeta ona
insan gibi muamele edilmiştir.
Ava gelmez kuş olmaz, başa gelmez iş olmaz.
Uçsuz bucaksız gökyüzünde uçan, istediği yere ulaşabilen
kuşlar bile avlanmak tehlikesinden kurtulamazlar. Hele usta
avcılar da varsa tehlike daha da artar. İnsanlar da benzer
biçimde tehlikelerden uzak değillerdir. Hiç ummadıkları
çeşitli felâketlerle karşılaşabilir, dert ve sıkıntılara
düşebilirler. İnsan kendini ne kadar güvenlik alanına çekmeye
çalışırsa çalışsın dert, sıkıntı, tehlike, kaza ve türlü
işlerden yakasını kurtaramaz.
Ava giden avlanır.
Bir çıkar sağlamak için birilerine tuzak kuran, onları
aldatan, onlara zarar vermeye çalışan kimse, yapmaya çalıştığı
kötülüğe kendisi düşer; zarara uğrar.
Av avlayanın, kemer bağlayanın.
Bir uğraş vererek bir şeyi ele geçiren kimse, onu hak eder; o,
onundur. Doğrusu ve yakışık alanı da budur. Aksini düşünmek
yanlıştır. Bunun yanında, bir şey, onu kullanmasını becerip
faydalanmasını bilenindir.
Avrat var ev yapar, avrat var ev yıkar.
Kimi becerikli, iyi huylu kadınlar vardır ki, yoksulluk içinde
bile olsa onlar eve bir çeki düzen verir; temiz tutar, evi
yaşanacak hâle getirirler; içten, samimî davranışlarıyla
yuvalarını mutlulukla doldururlar. Kimi kadınlar da vardır ki,
huysuzlukları, beceriksizlikleri, kötü davranışlarıyla ailenin
düzenini ve mutluluğunu bozarlar. Bolluk içinde bile olsalar,
onların tertipsizlikleri, düzensizlikleri, beceriksizlikleri
yüzünden ailede huzur kalmaz; onların bu tabiatları yüzünden
aile kötüye gider, perişan olur ve sonunda yıkılır.
Ayağa değmedik taş olmaz, başa gelmedik iş olmaz.
Hayat öyle pürüzsüz, gailesiz değildir. İnsanoğlu yaşadığı
hayat süresince çeşitli engeller, güçlükler ve olaylarla
karşılaşır. Sıkıntılara, çeşitli felâketlere uğrar. Kimi zaman
tersi de olmaz değildir, rahata ve mutluluğa da kavuşur.
Ayağını sıcak tut, başını serin; gönlünü ferah tut, düşünme
derin.
Sağlıklı olmak, türlü hastalıklardan korunmak için ayağı
sıcak, başı da serin tutmak oldukça faydalıdır. Beden
sağlığımızı düşündüğümüz gibi ruh sağlığımızı da düşünmek
zorundayız. Bunun için de her sorunu dert etmemeli, olur olmaz
şeylere üzülmemeliyiz; sabırlı ve geniş gönüllü olmalı, rahat
hareket etmeliyiz.
Ayağını yorganına göre uzat.
Dengeli yaşamak isteyen insan mutlaka gelirini, giderine göre
ayarlamalıdır. Harcamalar geliri aşmamalı, imkânlar
zorlanmamalıdır. Aksine bir hareket bütçeyi sarsar, dengeyi
bozar, insanı sıkıntıya sokup rahatsız eder.
Ayağı yürüten baştır.
Bedensel hareketlerimizin tümü beynin bulunduğu kafaya
bağlıdır, kafaya göre bir yön tutar ve gelişir. Bunun gibi bir
işçinin verimli iş yapmasını, bir toplumun dirlik düzenlik
içinde yol tutmasını da başta bulunan yöneticiler sağlar.
Ayı görmeden bayram etme.
Müslümanlar Ramazan orucuna gökte hilâli (ay`ı) görünce
başlarlar; oruç bitince, yani bir ay sonra yine gökte hilâli
görünce bayram ederler. Ayı görme işi de son derece dikkat
isteyen bir iştir. İnsanlar ayı görmeden nasıl bayram
yapamıyorlarsa, sen de bir iş gerçekleşmeden ona oldu gözü ile
bakıp de sevinme; dikkatli ol, ola ki bir sebep yüzünden iş
gerçekleşmeyebilir, üzülebilirsin.
Ayıpsız yâr (dost) arayan, yârsız (dostsuz) kalır.
Hemen her şeyin, her insanın bir kusuru, bir eksiği vardır.
Hatasız kul olmaz. Dolayısıyla insanın mükemmel bir dost,
arkadaş ve sevgili aramaya çalışması boşunadır. Böyle bir dost
bulamayacağı gibi, dostsuz kalması da mümkündür. Bu bakımdan
insan bir şey elde etmek, bir dost bulmak istiyorsa onları
kusurları ile kabul etmeye hazır olmalıdır.
Ay ışığında ceviz silkilmez.
Bir işten iyi, verimli bir sonuç alınmak isteniyorsa, o işin
şartları da, araçları da yeterli ve uygun olmalıdır. Aksi
takdirde kötü bir sonuçla karşı karşıya kalması mukadder olur.
Aza demişler: “Nereye?”, “Çoğun yanına” demiş.
Çok, her zaman azdan daha baskın çıkar. Bu bakımdan genellikle
her şeyin azı, çoğa boyun eğer; yahut az, çoğa uyar. Büyük
sermaye, küçük sermayeye fırsat vermez; onu idare eder. Bir
toplumda çoğun oyu, azın oyunu geçersiz kılar; dolayısıyla az
oy sahipleri, çok oy sahiplerine uymak zorunda kalırlar.
Aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz.
Kim ki elindekinden hoşnut olmuyor, onu yeter bulmuyor, onunla
yetinmiyor, daha fazlasını istiyor ve onu hor görüp geri
çeviriyorsa büyük bir hata işliyor demektir. Çünkü çoklar,
azların (küçük şeylerin) birikmesiyle meydana gelir. Küçük
şeylere sahip çıkmayan, onların birikmesiyle olmuş olan çoğu
da kaybetmiş sayılır.
Azıcık aşım, kaygısız (ağrısız) başım.
Aralıksız çalışarak, çeşitli sıkıntılara katlanarak, amansız
zorluklara göğüs gererek zenginlere özgü bir hayat
yaşamaktansa, didişmelerden ve çekişmelerden uzak, gösterişsiz
ve sakin bir hayat sürmek daha yeğdir.
Az söyle, çok dinle.
Dinlemek, öğrenmenin güzel bir yoludur. Kulak vererek dinleyen
insan pek çok şey öğrenebilir. Oysa çok konuşan insanda
yanılma payı (özellikle bilmediği konularda) çok olur, hata
yapma ihtimalî de artar. Ayrıca kişi yanlış ve çok
konuşmalarıyla çevresindekileri rahatsız da edebilir.
Az tamah çok ziyan getirir.
Elindekiyle yetinmeyen, daha fazlasını isteyen, isteklerine
kavuşmak için çeşitli yollara başvuran insan, bu tutumundan
ötürü zarara uğrar. Çünkü aç gözlülüğün sebebiyle ihtiyatsız
davranmış ve tehlikenin içine düşmüştür. Bu gibi kişiler kimi
zaman ellerindekileri de kaybederler.
Az veren candan, çok veren maldan.
Varolalı beri insan, insanın yardımına ihtiyaç duymuştur. Bu
bakımdan ihtiyaç sahibine yardımda bulunmak bir insanlık
görevi hâline gelmiştir. Kimi yoksul kimseler birilerine
yardım ya da armağan olarak bir şey verirlerse (küçük de olsa)
bu onlar için bir fedakârlıktır. Çünkü verdikleri şeyden
kendilerinde de yok denecek kadar az bulunmaktadır.
Dolayısıyla yardımları ya da armağanları yürekten, içten ve
candandır. Bunun yanında zengin olanın yapacağı yardım,
fakirin yaptığı yardımdan daha fazla olabilir. Ancak bu onun
için fedakârlık sayılmaz. Çünkü ihtiyacından fazla olan
malından vermiştir. Dolayısıyla verdiği malın yoksulluğunu
çekmiyordur o
ATASÖZLERİ II |
|
|
Baş harflerine
göre atasözlerine aşağıdaki tablodan ulaşabilirsiniz... |
|
|
|