Nickiniz :

Şifreniz (Varsa) :
Güncel Bilgiler
Sponsor Bağlantılar

Devrim Nas Fotoğrafları, Hazar resimleri ve röportajları, Devrim Nas (Hazar) kimdir, Star Tv Makber dizi oyuncusu,

Devrim Nas (Hazar) kimdir, Star Tv Makber dizi oyuncusu, Devrim Nas Fotoğrafları, Hazar resimleri ve röportajları

Eğitimi Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü, Lisans ve Yüksek Lisans
Tiyatro Ti ve Tiyatro Pera kurucularından. Her iki tiyatronun prodüksiyonlarında oyuncu olarak yer almıştır. Aynı zamansa Pera Güzel Sanatlar Tiyatro Bölümünde eğitmenlik yapmaktadır. Uluslararası tiyatro festivallerine turneler yapmış ve pek çok workshopa katılmıştır.

Oynadığı Diziler

Bizim Aile, 1995, Kaya
Cafe Casablanca, 1996 (TRT)
Ruhsar, 1997, Konuk Oyuncu
İkinci Bahar, 1998, Murat
Delikanlı , 2000
Zeybek Ateşi, 2002, Komiser Levent
Melekler Adası, 2004, Hasan
Doktorlar, 2007, Arslan İbrahimoğlu
Ece, 2008, Ömer

Oynadığı Sinema Filmleri

Leoparın Kuyruğu 1998
Sis ve Gece, 2006, Sinan
Kabuslar Evi: Gece Gelen Arkadaşlar, 2006, Özgür
Mavi Gözlü Dev, 2007

Devrim Nas (Hazar) ile Yapılan Röpırtajlar

Devrim Nas: Aktör değil sanki melek!

Siz onu ”Melekler Adası”nın yakışıklı aktörü olarak tanıyorsunuz ama aslında melek olan kendisi. Sakin, iyi huylu, kibar, sadık ve kadınlarda şefkat hissi uyandıracak kadar derin bakıyor. İlk aşkından son sevgilisine, hayatının tüm mahrem yanlarını Şencan Güleryüz’e anlatan Devrim Nas’ın tek bir falsosu bile yok. Sanki sırtında gizlediği kanatları var.

ŞENCAN GÜLERYÜZ: Popüler kültürün dışında durmana rağmen Türkiye?nin en popüler dizilerinden birinde oynuyorsun. Popüler insanlarla beraber olmaktan mutlu musun?
DEVRİM NAS: Başlangıçta tedirginlik vardı. Benim tedirginliğim de bir-iki bölümden sonra yok oldu. Nurgül?le “İkinci Bahar”ın setinden tanışıyorduk. Hande?yle burada tanıştık. Benim gördüğüm Hande?nin, anlatılan Hande ile pek alakası yok. Magazin basını çok da fazla sıkıştıramadı çünkü Yağmur Ajans?ın koruması altındayız. Basının sete girmesi konusunda bir bloke var.
Ş.G: Efendi adamlara bu piyasada çok da yer yoktur denir. Sence de biraz fırlama mı olmak gerekiyor?

D.N: Efendilik deyince Osman Yağmurdereli ile yaptığım ilk görüşme aklıma geldi. Senin disiplinin, kibarlığın ve efendiliğin benim için çok önemli demişti. Demek ki, bu tür değerler de aranmaya başlanmış bu sektörde.
Ş.G: Özel hayatında neler yapıyorsun? Mesela şu anda şehir dışındayız. Burada mı yaşıyorsun?

D.N: Kız arkadaşımın ailesi burada yaşıyor. Burası zaman zaman kaçabildiğimiz bir yer oldu. Çok iyi geliyor bu orman. Zamanımı arkadaş olarak da, sevgili olarak da paylaşabileceğim, iyi bir insan, fikri, duygusu zengin bir insanla geçiriyorum.
Ş.G: Okulda öğretmenlik yapıyorsun. Öğrencilerinden sana aşık olan oldu mu? Böyle bir şey yaşadın mı?

D.N: Herhalde öyle bir hayranlık olabilir onlarda. Ama o çok tatlı bir şey. Ama öyle somut bir şey olmadı. Allahtan olmadı. Ben biraz mesafeli davranıyorum. O mesafeyi koyuyorum. Galiba o işe yarıyor.
Ş.G: Dünya da hayatını verebileceğin, uğrunda ölürüm dediğin biri var mı?
D.N: Yaşamayı seviyorum. Ölümü çok aklıma getirmemeye çalışıyorum ama herhalde bir çocuk olur. Kendi çocuğu için insan gerçekten hayatını verebiliyor galiba. Bir kere genlerimizde olan bir şey bu. Neslin devam etmesi. Çocuğum için canımı veririm sözü gerçekten doğru bir söz.
Ş.G: Sen kaç kere aşık oldun?

D.N: Üç kere. Üç kere az mı?
Ş.G: Bilmem. Kime göre az?

D.N: Belki fazla bile. Dört. Çocukluk aşkım var bir de.
Ş.G: Hiç unutamadığın var mı?

D.N: Yer yer. Silip atamazsın ki. Bu ilk ve en yoğun birçok şeyi yeni yaşadığın ilişki, en fazla akılda kalan oluyor galiba. Birçok şeyi orada öğreniyorsun. Kötü de olsa iyi de olsa onu hatırlıyorsun. Mesela eski fotoğraflara bakmak zorunda kaldım, küçük farklı bir ısı oluyor. Ama bir yandan sen değilsin o. Sensin ama değilsin.
Ş.G: Seksin genel olarak senin hayatında yeri ne peki?
D.N: Çok önemli tabii. Çok özel bir şey. Çok uluorta olması, çok da masalara düşmesi hoş değil. Çünkü senin özelin. Bir günlük bir ilişki de olsa çok özel bir şey. İnsanın kendisini hem yok ettiği, hem var ettiği bir şey. Kendini kaybediyorsun, sonra tekrar benliğini kazanıyorsun. Ben seksi böyle hissediyorum. Benimki hiçbir zaman bedensel bir ihtiyacı gidermek olmadı. Birçok sözcükten, davranıştan daha ilişkiyi tanımlayıcı bir süreç. Bu modern çağda başka bir yerde duruyor. Cinsellik hayatımızın her anında olduğu için artık ben o yüzden sakınıyorum. Ben sevgilime dokunmayı seviyorum. Yurtdışında dolaşırken, birçok insanın bize tuhaf baktığını gördük. İnsanlar birbirlerine dokunmayı unutmuşlar. O dokunma gündelik hayatın içerisinde seksin devamı.
Ş.G: Kendini çok kötü hissettiğinde, soluğu yanında aldığın bir kişi var mı?

D.N: En yakınımdaki kız arkadaşım. O da yetmediğinde yakın arkadaşım. Yürümek falan daha iyi geliyor aslında. İstanbul o yüzden daha güzel. Kaybolabiliyorsun bu şehirde. O kaybolma duygusu hoşuma gidiyor. Şimdi çok göz önünde olunca, çok kaybolamıyorsun da, evine kapanıyorsun. Çiftçilik yapıyor baba tarafım. Oradan doğayı, toprağa dokunmayı öğrendim. Bazı insanlar vardır, şehirden çıkınca sudan çıkmış balığa dönerler, ben doğa içerisinde olmayı da biliyorum. Kendimi en rahat benim dilimi konuşmayan yerlerde, yurtdışında hissediyorum. Kendi hayatını da unutuyorsun o zaman.Türkiye içerisinde bir yere gitsen bile, tam bir kaçış olamıyor. Yurtdışı tam bir kaçış. Gündelik hayatındaki davranış biçiminden farklı davranmaya başlıyorsun. Müthiş bir özgürlük veriyor insana.

Devrim Naz Söyleşi

10 soruda İstanbul

DEVRİM NASİstanbul’da en sevdiğiniz semt ve mekan hangisi?
Cihangir ve Tünel. Ama Boğaz’ın sakin köşelerini de çok severim.

İstanbul’u hangi şarkı en iyi anlatır?

Münir Nurettin Selçuk, ‘ Aziz İstanbul’

Siz İstanbul’un neresindensiniz?

Zeynep Kamil’de doğduğuma göre Üsküdarlı oluyorum.

İstanbul’da en çok neyi seviyorsunuz?

Hem bir köşesinin yerlisi olup ‘köy’lü olabilmeyi, hem de metropolün uğultusunda kaybolup ‘dünyalı’ olabilmeyi.

İstanbul’da en çok neyi sevmiyorsunuz?

Böylesine kadim bir varlıkken kendisini hala ‘ teenager’ zannetmesini.

İstanbul’u anlatan en iyi roman sizce hangisi?

‘Huzur’ demeyeni dövüyorlar! Ayrıca ‘Benim Adım Kırmızı’ ve ‘ Suskunlar’da 16 ve 17.yy İstanbul’u ne de iyi anlatılmıştır. Şapka, Orhan Pamuk ve İhsan Oktay Anar’a. ‘ Kara Kitap’ ve ‘ Yüksek Topuklar’da anlatılan bugünün İstanbulu’nu da severim. Alkışlar O. Pamuk ve Murathan Mungan’a.

İstanbul’da manzara en güzel nereden seyredilir?

Tünel’den Gümüşsuyu’na kadar olan ara yollarda, birden yokuş aşağı bir manzarada karşınıza çıkan Boğaz’a doyum olmaz. Ama gün akşama kavuşurken Boğaz’ın ortasında olmak hiçbir şeye değişilmez.

Sizce İstanbul hangi renk?

Yeşili bol bir menekşe mavisi ve mor.

İstanbul sizce ne kokuyor?

Yaşanmışlık! Titizlik hastası ve hijyen meraklısı olanların evlerine gidince huzursuz olursunuz, adeta bütün ev çamaşır suyundan yeni çıkmış gibidir. Ev, sahibi dahil yaşayan her şeyi kusmak ister. Bir de her eşyanın canlı, birbiriyle ilişkisi olduğu, huzurlu bir gevşeklikle zamana ve mekana kendini teslim etmiş davetkar evler vardır. İşte İstanbul benim için böyle bir ev ve bu ev gibi kokar.

İstanbul’un başına gelen en kötü şey nedir?

İki önemli tarih var. Birincisi, hiç sözü evirip çevirmeden 6-7 Eylül olayları derim. Bu toprakları kasıp kavuran, yoksunlaştıran bir anlayışın yakın tarihimizdeki önemli duraklarından biri. Bu tarihten sonra İstanbul daha eksik ve yoksun oldu. İkincisi, 1 Mayıs 1977, ‘Kanlı 1 Mayıs’. İstanbul en temel özgürlüğünü, meydanlarını, orada canını verenlerle yitirdi.

Leave a comment

* Necessary area



Reklam
Taze Yazılar
Etiketto :)