Sohbet

Bir sohbet sitesidir

'Sağlık' kategorisi icin arsiv

Çocukların yalan söyleme nedenleri, Çocuklar Neden yalan söyler,

Yazan: admin Tarih: Apr 29th, 2010 | Kategori:: Sağlık

Çocukların yalan söyleme nedenleri, Çocuklar Neden yalan söyler,

Cokozeliz.com

AÖF Sınav Sonuçları 2010, Açık öğretim sınav sonuçları, Açık öğretim fakültesi sınav sonuçları

Sınav sonuçları açıklandı – Tıkla öğren
AÖF (Açıköğretim) vize sınav sonuçları belli oldu. İşte Açıköğretim AÖF vize sınav soruları, cevapları ve sonuçları!

AÖF SINAV SONUCUNU ÖĞRENMEK İÇİN TIKLAYIN

AÖF’e kayıtlı öğrenciler 3-4 Nisan 2010 tarihinde açıköğretim sınavına girdi.AÖF sınav sonuçları açıklandı.Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nin (AÜ) uzaktan eğitim veren İktisat, İşletme ve Açıköğretim fakültelerinde okuyan 1 milyon 123 bin öğrenci 3-4 Nisan’da bahar dönemi ara sınavına girdi.

2009-2010 dönemine ait ders notlarınızı ve sınav sonuçlarını görüntülemek için yandaki kutuya T.C. Kimlik Numaranızı girerek TAMAM tuşuna basınız.

Eğer aktif öğrenci değilseniz (mezun veya kayıt yenilememiş) veya şifresiz ders notu yayınını bizzat engellenmiş iseniz, ders notlarınızı buradan görüntüleyemezsiniz.


Gebelike yapılması gereken testler, Gebelikte yapılmaması gerekenler, Hamile öncesi Annelerin yapması gerekenler,

Yazan: admin Tarih: Jan 18th, 2010 | Kategori:: Sağlık

Gebelikte yapılmaması gerekenler, Hamile öncesi Annelerin yapması gerekenler, Gebelike yapılması gereken testler

Anne adayları dikkat: Çok tehlikeli
Gebeliğin ilk üç ayında röntgen çektirilmesinin, çocuklarda halk arasında kan kanseri olarak bilinen löseminin gelişmesinde önemli bir risk faktörü olduğu bildirildi.

Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve Çocuk Hematoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tansu Sipahi, löseminin yeni teknolojik gelişmelerin kullanılmasıyla birlikte tedavi edilebilen bir kan hastalığı olduğunu söyledi.

Löseminin, vücuttaki kanser önleyici veya kanser yapıcı genlerdeki bazı bozukluklar sonucu ortaya çıktığını anlatan Sipahi, anormal hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalarak diğer organlara yayıldığını belirtti.

Sipahi, halsizlik, iştahsızlık, zayıflama, solukluk, kemik ağrısı , baş ağrısı, kusma, düşmeyen ateş, deride morluklar veya küçük kırmızı kanama odakları, burun ve diş etlerinden kanama, karın ağrısı, karında şiş lik, karaciğer ve dalakta büyüme, lenf bezlerinde büyüme, kol ve bacak ağrılarının hastalığın önde gelen belirtileri olduğunu ve löseminin tedavi edilmediği takdirde ölümle sonuçlanabildiğini vurguladı.
Löseminin, çocukluk çağı kanserlerinin yüzde 35′ini oluşturduğ unu ifade eden Sipahi, genellikle akut lösemilerin çocuklarda, kronik lösemilerin ise yetişkinlerde görüldüğünü söyledi. Sipahi, “Akut lenfoblastik lösemi, 15 yaş altındaki çocuklarda gözlenen lösemilerin yüzde 80′ini oluşturmaktadır. Akut myeloblastik lösemi de 15 yaş üzerindeki lösemilerin yüzde 80′inden ve 15 yaş altındaki lösemilerin yüzde 20’sinden sorumludur” diye konuştu.

Löseminin kesin olarak nedeninin bilinmediğini, ancak genetik bir hastalık olduğunu,genlerdeki bazı bozukluklar sonucu ortaya çıktığını ifade eden Sipahi, şunları kaydetti: “Bu bozulmayı kolaylaştıran bazı faktörler vardır. Bunlar arasında atom bombası patlaması, nükleer reaktör kazaları, bazı virüsler, bazı kimyasal maddeler, benzin, petrol ürünleri ve bazı genetik hastalıklar sayılabilir.

Lösemi oluşması ile yiyecekler arasında bu güne kadar kesin olarak gösterilebilmiş bir ilişki yoktur. Ancak annenin gebeliğinde sigara, alkol ve uyuşturucu kullanma gibi kötü alışkanlıklarının olması, gebeliğin ilk üç ayında röntgen çektirmesi gibi durumlar lösemi gelişmesinde risk faktörleri olarak kabul edilmektedir.

Gebeliğin ilk üç ayında röntgen çektirilmesi, anne karnındaki bebek için risklidir. Çünkü, anne karnındaki bebek, hızlı bölünen hücreler nedeniyle radyasyona daha duyarlıdır. DNA kırıklarına bağlı olarak da lösemi gelişebilir. Ancak bunun bir dozu yok. Tamamen rastlantısal, tek bir dozla da olabilir, birçok dozla da…”

Sipahi, röntgen çekildikten sonra hasarı tespit için yapılabilecek bir test bulunmadığına dikkati çekerek, burada anne adayının röntgen ışınlarını direkt mi yoksa birinin yanında dururken mi aldığının önemli olduğunu söyledi. Sipahi, “Anne adayına röntgen ışınlarını hangi bölgeye aldığını ve kaç film çekildiğini soruyoruz. Buradan tahmini bir doz hesaplaması yapılıyor. Ona göre gebeliğin sonlandırılmasına karar veriliyor” dedi.

Bu durumun en sık hamile olduğunu bilmeyenlerde görüldüğünü anlatan Sipahi, gebeliğin sonlandırılması oranının çok olmadığını belirterek, “Bunlar basit röntgen filmleri için geçerli. Bilgisayarlı tomografi çekimi daha farklı olabilir. Karınla ilgili yapılan bilgisayarlı tomografide bir kadının aldığı doz çok fazla olduğu için gebelik sonlandırılabilir” diye konuştu.

Çocukluk çağı akut lösemilerinin genellikle yüzde 75-80 oranında tedavi şansına sahip olduğuna ve bazı lösemi tiplerinde oranın yüzde 90′ın üzerine çıkabildiğine işaret eden Sipahi, tedavinin ancak Çocuk Kan Hastalıkları bölümü bulunan tam donanımlı bir hastanede yapılabildiğini vurguladı.

Hastaya öncelikle destek tedavisi, ardından kansızlığına yönelik kı rmızı kan hücreleri transfüzyonu, enfeksiyonlara karşı antibiotik tedavisi verildiğini anlatan Sipahi, “Farklı tedavi protokolleri uygulanmaktadır ve tüm yöntemlerde lösemik hücrelerin ortadan kaldırılması hedeflenmektedir. Fakat bu hücreler yok edilirken kişinin kendi faydalı hücreleri de yok olmaktadır. Çocukların saçları dökülmekte, ağızlarında, bağırsaklarında yaralar açılmakta, bulantı, kusma, halsizlik, iştahsızlık olabilmektedir” diye konuştu. Sipahi, yaklaşık üç yılı bulan tedavi sürecinde çocukların çok yakından takip edilmesi gerektiğini ifade etti.

Radyoterapinin de bazı lösemi tiplerinde, sinir sistemi, beyin, üreme organları tutulumu gibi kemik iliği dışındaki organların tutulumu olduğunda uygulandığını anlatan Sipahi, çocukluk çağındaki hastalarda beyin tutulumu yoksa beyin-omurilik sıvısına çeşitli ilaçlar verilerek ışın tedavisine gerek kalmadığını söyledi. Sipahi, yoğun protokollere cevap vermeyen veya hastalığı nükseden kişilerde hastalarda kemik iliği naklinin önerildiğini belirterek, “Ülkemizde de kemik iliği nakli başarıyla yapılmaktadır. Löseminin cinsine ve vericinin uygunluğuna göre değişmekle birlikte yüzde 40 ile yüzde 80 oranında başarı elde edilmektedir” diye konuştu.

AA


BADEMCİK VE GENİZ ETİ NE ZAMAN ALINMALI?, bademcikten tehlikeli olabiliyor, Bademcik iltihaplanması, Geniz eti büyümesi,

Yazan: admin Tarih: Jan 15th, 2010 | Kategori:: Sağlık

Bademcik iltihaplanması, Geniz eti büyümesi, BADEMCİK VE GENİZ ETİ NE ZAMAN ALINMALI?, bademcikten tehlikeli olabiliyor

Bu rahatsızlığı hafife almayın
Yılda 3-4 kez bademciklerin iltihaplanması veya geniz etinin büyümesi ihmal edilirse kalp ve yüz gelişimi etkilenir, eklem romatizmasına yüzde şekil bozukluğuna neden olabilir. Ayrıca sık tekrarlayan sinüzit rahatsızlığı varsa önleminizi alın.

BADEMCİK VE GENİZ ETİ NE ZAMAN ALINMALI?

Burç Fm’de Cengiz Tan’ın hazırlayıp sunduğu Önce Sağlık programına konuk olan Sema Hastanesinden KBB Uzmanı Op.Dr. Bülent Seferoğlu bademcik ve geniz eti rahatsızlıklarında ailelerin dikkatli olması gerektiğini, ihmal edilmemesi gereken bir hastalık olduğunu söyledi.

Op.Dr. Seferoğlu”bademcik ve geniz eti çocukluk döneminde vücudun bağışıklık sisteminde görev alan dokulardır. Bu dokularda problem olduğu zaman, vücuda zarar verirler” dedi.

Çocuğun uyku kalitesi kötü olduğundan gelişimini, sosyal hayatını ve okul başarısını olumsuz etkileyeceğini belirten Seferoğlu bademcikler büyükse veya yılda 3-4 kez iltihaplanıyorsa, etrafında apse oluşuyorsa, çocuğun üst solunum yolları sık sık tıkanıyorsa, çocuk ağzı açık uyuyor veya horluyorsa geniz eti ve bademciklerin mutlaka alınması gerektiğini söyledi.

Altı ayını dolduran bebeklerin geniz etinin, üç yaşını dolduran çocukların ise bademciklerinin alınabileceğini anlatan Seferoğlu, geniz eti büyümesi hafife alınıp ihmal edildiği zaman, çocuğun yüz gelişimini etkilediğini, alt çenenin öne doğru çıktığını ve yüzde şekil bozukluğuna sebep olduğunu ifade etti.

Bademcik ve geniz eti rahatsızlığını anne-babaların hafife almamaları gerektiğini anlatan Seferoğlu, tedavi edilmeyen bazı bademcik ve geniz eti problemlerinde kalp ve eklem romatizmaları, sinüzit ve orta kulak iltihabı olabileceğini söyledi.

Ayrıca Dr. Seferoğlu sık tekrarlayan sinüzit ve orta kulak iltihabında beyine kadar gidip menenjite yol açabileceğini bu yüzden ailelerin hafife almamaları gerektiğini sözlerine ekledi.

Op.Dr. Bülent Seferoğlu, bademcik ve geniz eti ameliyatlarının kulak burun boğaz uzmanlarının çocuklarda en sık yaptıkları ameliyatlar olduğunu, ailelerin endişelenmesine gerek olmadığını söyledi.

Seferoğlu, çocukta horlama, ağzı açık uyuma, işitme azlığı varsa çocuk hekiminden ziyade, mutlaka bir kulak burun boğaz uzmanına götürmelerini, ailelerin bu durumu hafife almamalarını ve dikkatli olmalarını istedi.

Geniz eti büyümesi, bademcikten tehlikeli olabiliyor

Aileler tarafından çok iyi bilinmeyen geniz eti büyümesi, çocuklarda bademcikten daha ciddi sorunlara yol açabiliyor.

Kulak-burun-boğaz hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, geniz etinin uykuda solunum durmaları, çok sık kulak iltihapları, çocuk sinüzitleri, yüz ve diş gelişme bozuklukları gibi hastalıklara neden olabildiğini söyledi. Şerbetçi, “Geniz eti iltahaplarını önemli bir sorun haline getiren ise bademcik iltihaplarında olduğu kadar teşhisin kolay konulamamasıdır.” dedi.

Halk arasında geniz eti olarak bilinen “adenoid” dokusu ile ilgili büyüme ve iltahaplanma problemleri özellikle 3 ile 7 yaş arasındaki çocuklarda daha sık görülüyor. Büyüyerek burun boşluğunu arkadan tıkayan geniz eti, genellikle kendini inatçı burun tıkanıklığı, ağzın sürekli açık kalması ve horlama gibi belirtilerle gösteriyor. Geniz etinin bademcikten daha tehlikeli olduğunu belirten Nişantaşı KBB Merkezi`nden Doç. Dr. Şerbetçi, “Geniz eti tıpkı bademcikler gibi vücudun bağışıklık sisteminin bir parçasıdır ve dokusu da aslında aynı bademcik gibi lenf yapısındadır. Üst solunum yolunun savunmasında rol oynayan geniz etinin bademcikten en önemli farkı çok büyük olması halinde çocukların burun boşluğunu tıkamasıdır. Ancak her burun tıkanıklığı da geniz etine bağlı değildir. Endoskopik muayene ile ayırıcı teşhis yapmak gerekir.” dedi. Doç. Dr. Şerbetçi, yeni geliştirilen çapı 1 milimetre kadar küçük endoskoplar kullanılabildiğini ve deneyimli bir uzmanın eşliğinde çocuk muayenelerinin kolaylıkla yapıldığını ve böylelikle çocuğun endoskopiyi neredeyse hissetmediğini belirtti

Bademcik iltihaplanması

Tonsillit deyince akla genelikle damaklardaki bademciklerin iltihaplanması gelir ve buna genelde Streptokokken bakterileri sebep olur. Bademcik iltihaplanmasi genelikle okul çağındaki çocuklarda, nadirenle küçük çocuklarda vede yetişkinlerde görülen bir rahatsızlıktır.Damak bademciklerinden başka iki adetde yutak bademçiği vardır ve bunlar görünmez ve iltihaplanmasıda (adenoiditis) daha tehlikelidir.

Çünkü menejite sebep olabilir. (menenjite bak) Bademcikiltihaplanması en çok damlacıklarla bulaşır. ( damlacıkenfeksiyonu) yani konuşurken, öküsürürken, veya öperken rahatsız olan şahıstaki bakteriler sağlıklı kişiler tükrükle veya tükrükdamlaları ile geçer. Bademcikiltihaplanması kiş veya ilkbahar aylarında daha çok görülür. Bademcikiltihaplanmasına genelikle setptokokken bakterileri sebep olur ve nadirende başka hastalıklar aynı zamanda bademcikiltihaplanmasına sebep olur.

Bademcikiltihaplanmasına sebep olan hastalıkların başında verem, kankanseri, sifilis, frengi gibi bulaşıcı hastalıklarıda sayabiliriz. Bademcikiltihaplanmasının en belirgin belirtileri, yutkunma zorlukları, iltihaplanma ile birlikte aniden ortaya çıkan ateşlenme, ve halsizlik, dermansızlık, isteksizlik gibi haller vede kendine özğü ağızkokusunu sayabiliriz. Bademcikler şişer, kızarır, üzerinde nokta, şerit veya küme şeklinde beyaz veya sarımsı renkte bir fabaka oluşur.

Bademcikiltihaplanması ile birlikte Bademcikiltihaplanmasi zamanında tedavi edilmez ise üzerine veya içine yerleşen bakteriler bunların başında strepfokokken stafilokokken gelir. Bunları burada abzeye sebep olabilir. O zaman amaliyatla bir abzenin alınması gerekirki çoğu zaman doktorlar bademcikleride amaliyatla alırlar. Zamanında tedaviedilmeyen ve abzeye dönüşen bedemcikler buradan çok tehlikeli olabilecek hastalıkların yayıldığı merkez (odak, ocak), haline gelebilir.

Bu hastalıklardan ateşli romatizma, kronik böbrek hastalıkları, kalphastalıkları (kalp kasınıniltihaplanmasi vb.) ortaya çikabilir. Oysa doğalilaçlarda hem iltihaplanma hemde abze tedavi edilebilir. Öncelikle uzman bir doktora gidilmelidir, ayrıca doğal ilaçalardan Gökçek İksiri,Gökçek Tonik, ZYE, Baryumklorid tentürü D6, Güzelavratotu,- Adacayı,- A.Itırkökü ve Şekerciotukökü tentürleri kulanılılabilir. Ayrıca çinkohapı, kipriotu,- gripotu,- mazı,- ve baptisisya preparatlarıda immun sistemini güçlendiricidir.

Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.


Uzun boylu olmak için ne yapmalıyım, Kısa Boy nasıl uzatırım, Kısa Boylu olanlar risk taşıyor,

Yazan: admin Tarih: Jan 10th, 2010 | Kategori:: Sağlık

Kısa Boy nasıl uzatırım, Kısa Boylu olanlar risk taşıyor, Uzun boylu olmak için ne yapmalıyım

Netkeyfim.com

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Muharrem İnan, normalden kısa boylu olan kişiler için yeni geliştirilen bir yöntemi açıkladı.Tıp dünyasında her geçen gün sevindirici bir gelişmeye tanık olabiliyoruz. Kök hücre sayesinde görme yeteneğini kaybetmiş kişiler yeniden görebiliyor, dirsekten bir saniyede anjiyo yapılabiliyor ve artık kısa boylar da ‘kısa’ sürede uzayabiliyor. Genetik başta olmak üzere çeşitli nedenlerden olağandan kısa boylular için artık yeni bir yöntem var “motorize çivi.” Yöntem hakkında Doç. Dr. Muharrem İnan’dan bilgi aldık. n Hangi durumlarda boy uzatma operasyonu gerçekleştiriliyor? Boy uzatma operasyonu, çok kısa boylu olanlar, iki bacağı arasında eşitsizlik olup da topallayan kişiler için uygulanıyor.

10 CM İÇİN 100 GÜN

Boy uzatma operasyonu nasıl yapılıyor?

Eski uygulanan yöntemde kemiğin arası açılıp içine kemik dolduruluyordu. Daha sonraki yıllarda kemik dışından konulan sistemlerle kemik yavaş yavaş uzatılarak boşluğun kendiliğinden dolması yöntemi bulundu. Bu yöntemin dezavantajı, her cm uzatma için bir ile bir buçuk ay hastanın üzerinde dışarıdan tespit sisteminin tutulması, tedavi süresinin uzun olması ve yara izleri idi. Yaklaşık 10 yıl önce uygulanmaya başlanan yeni yöntemde ise dışarıdan olan sistemlerin süresini kısaltmak için kemiğin ortasına bir çivi konuluyor ve dışarıdan kemiğe giren çiviler ile kemik uzatılıyordu.

Bu yöntemde her gün 1 mm. uzama söz konusu ve 10 cm uzatma için sadece 100 gün hastanın dışarıdan tespit sistemlerini taşıması gerekmektedir. Bu durumu rahatlatmak için birkaç yıl önce “Motorize çivi ile uzatma”yöntemi geliştirildi. Almanyaída geliştirilen bu yöntemde ameliyatla kemik çatlatılarak çivi kemiğin iliğine yerleştiriliyor. Ameliyattan sonra hastanın eline bir kumanda veriyorsunuz ve ne yapması gerektiğini anlatıyorsunuz. Hasta kendi kendine oraya basarak çivinin uzamasını sağlıyor. Siz uzatmayı bitirdiğinizde kemik zaten kendiliğinden oluşuyor.

HİÇ BELLİ OLMUYOR

Bu dönemde kişi gündelik hayatına devam edebiliyor mu?

Kemik sertleşene kadar tam yük verilmemesine önem veriyoruz ancak yürümesine izin veriyoruz. Kemikleşme olunca da çiviyi çıkartıyoruz ve hasta hayatına devam ediyor.

Bu yöntemin avantajı nedir?

Bu yöntem, daha öncekilere göre daha az komplikasyonu olan bir uygulama. Ayrıca estetik amaçlı düşündüğünüz zaman da diğerlerinden daha avantajlı; çünkü dışarıdan hiçbir şey belli olmuyor.

Her hastaya uygulanabiliyor mu?

Her hastaya uygulayamıyoruz. Öncelikle hastanın kemik çapının uygulamanın yapılabileceği kadar geniş olması lazım. Biz karar vermeden önce hastanın kemik durumuyla ilgili raporu Almanya’ya yolluyoruz orada kişiye özel çivi üretiliyor. Çocuklar dışındaki kişilere uygulayabiliyoruz.

Boy kaç santimden aşağıysa bu operasyon yapılabilir?

Bize başvuran iki grup var birincisi kendi isteğiyle boyunu uzatmak isteyenler. Kişinin boyu 1.90 olabilir ama 2 metre olmak istiyordur. Tıbbi olarak bir gerekliliği yok ama psikolojik olarak kişi kendini kısa hissettiği için Estetik boy uzatma denen bu yöntemi talep eder. Böyle bir durumda sonradan sıkıntı olmasın diye kişiyi öncelikle psikolojik durumuyla ilgili başka birimlere gönderiyoruz… İkinci grupta ise boyu gerçekten kısa olanlar geliyor. Biz kadınlarda 1.45, erkeklerde ise 1.55’in altında olanları kısa boylu olarak tanımlıyoruz. Özellikle cücelik dediğimiz grupta boy 1.10 cm ile 140 cm arasında olmaktadır. Bu gruptaki insanlar gündelik hayatlarında otobüse binmek, tuvalete oturmak gibi eylemlerde bile zorlanırlar. Burada tıbbi zorunluluk söz konusudur. Bizim hedefimiz kişiyi 1.50 cm’ye ulaştırmaktır.

Binlerce yıl önceki atalarımızla yapısal anlamda en önemli farklılıklarımızın başında boy geliyor. Yüzbin yıl önceki atalarımızın boyuyla günümüzdeki insanın boyu arasında en az 30 cm fark var. Öyle görünüyorki her yeni neslin boyu bir öncekine göre biraz daha uzuyor. ABD’de yayınlanan bir rapora göre 1960′lara göre insan boy artışında yaklaşık 2cm’lik artış var. Zaman içerisinde meydana gelen bu uzamanın nedeninin yalnızca rastlantısal bir gelişme yada ortama uyum sağlamak olmadığı düşünülüyor. Gelişen toplumların yeme alışkanlıklarındaki değişiklikler, daha çok çeşitli gıdanın, sağlıklı ve bilinçli tüketilmesinin boy uzamasındaki önemli etkenlerden birisi olabileceği belirtiliyor. Yapısal özellikler, genlerin yapısındaki değişikliklerle, sonraki kuşaklara aktarılıyor. Bu nedenle kişinin boyunu belirleyen en önemli etken genetik şifre.

Kişinin ileride ulaşacağı boy, anne ve babasının boyuyla orantılı. Bir çocuğun ulaşacağı nihai erişkin boyu, anne ve babanın boyuna göre hesaplamak mümkün. Nasıl mı ?

ÇOCUĞUNUZ BÜYÜYÜNCE BOYU NE KADAR OLACAK ?
Bir erkek çocuğun ileriki boyunu hesaplamak için anne ve babanın boyu toplanıp buna 13 ekleniyor ve çıkan rakam ikiye bölünüyor. Bu formülle elde edilen rakam, erkek çocuğun ileride ulaşacağı nihai boy oluyor. Kız çocuğun erişkin boyunu hesaplamak içinse, anne ve babanın boyları toplamından 13 çıkartılıp ikiye bölünüyor. Bu şekilde hesaplanan nihai boy, kişinin genetik boyu olarak kabul ediliyor ve ortalama 5cm farklılık gösteriyor. Yani, beslenme, spor ve tüm sağlıklı yaşam önerileri, genetik boyu 5-10 cm etkiliyor.
Bu durumda erişkin boyu 150cm olarak hesaplanan bir kişinin boyunun 170cm olması mümkün değil. Tabii bu tür hesaplamala, altta yatan bir hastalık yada hormon yetmezliği olmadığı durumlarda yani sağlıklı kişilerde geçerli. Boy kısalığı için, büyüme hormonu eksikliği gibi altta yatan bir sebep varsa, zamanında yapılan bir tedavi sonrası 20cm’nin üzerinde boy uzaması sağlanabiliyor.

BOY KISALIĞININ EN ÖNEMLİ SEBEBİ
Kişinin nihai boyunu etkileyen en önemli etken genetik şifre olsa da, tüm dünyada boy kısalığının en önemli nedeni beslenme yetersizliği. Beslenmenin boy uzaması üzerindeki etkileri, bilim adamlarınca yoğunolarak araştırılıyor. Çocuğun boyunun uzun yada kısa olmasında anne babanın kalıtsal etkilerinin yanı sıra, doğumdan ergenlik çağına kadar olan dönemdeki beslenmenin etkisi oldukça önemli.

GIDALARIN BOY UZAMASINA ETKİSİ
Araştırmacılar, gıdaların boy üzerindeki etkisinin anne karnında başladığını ifade ediyorlar. Annenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi, alkol ve sigaradan uzak durması gerekiyor. Hamilelik sırasında sıkı diyet uygulanması ve kilo vermek önerilmiyor. Aşırı alınan kilolarda sağlıklı bir gebeliği tehlikeye sokuyor.

BASKETBOL GİBİ SPORLAR BOYU UZATIR MI?
Boy uzamasında düzenli yapılan, basketbol ve yüzme gibi sporların faydası olduğuna inanılıyor. Ancak basketbol ya da voleybolun boyu uzattığına dair kesin bir veri bulunmuyor. Bazı araştırmacılar bu tür sporların boy üzerindeki etkisinin ikincil bir etki olduğu, yani kişinin genel sağlığına yaptığı olumlu etkilerin sonucunda genel vücut gelişimini etkilediği, bu neden boy uzamasına katkıda bulunduğunu söylüyor.

HALTER BOYU KISALTIR MI?

Ancak tüm spor türleri boyun uzamasına katkıda bulunmuyor. Örneğin, halter, güreş ve vücut geliştirme gibi kemik uçlarındaki büyüme plaklarına stres uygulayan sporlar boy uzamasını yavaşlatabiliyor. Ancak bu sporlarda uygulanan ağırlık çalışmalarının mı yoksa kullanılan “anabolik steroid” denen ilaçların mı kemik uçlarındaki büyüme plaklarının erken kapanmasına yol açtığı kesin olarak ortaya konulmuş değil.
Sonuç olarak dengeli beslenme ve düzenli spor, vücut gelişimini olumlu etkileyerek boy uzamasına da katkıda bulunuyor. Şunu unutmamak gerekiyor kibu tür önlemler belirli bir yaşa kadar etkili. Kızlar 14, erkekler 16 yaşında nihai erişkin boylarının %96’sına ulaşıyor. Boy uzaması, iskeletin son halini alması, yani kemik uçlarındaki büyüme plaklarının kapanmasıyla, kızlarda 16, erkeklerde 18 yaşında büyük ölçüde duruyor. Bu yaşlardan sonra en fazla 1-2 cm’lik uzama görülüyor.

BOY UZATMAK İÇİN İLAÇ VAR MI?
Büyüme hormonu dışında boy uzamasını sağlaya vitamin ya da ilaç yok. Boy kısalığına yol açan bazı hormon yetmezliklerinde ve hastalıklarda, testesteron ya da tiroid hormonu desteği gerekebiliyor. Bu nedenle boy kısalığına yol açan sebebin bulunması, boyu uzatmak için atılması gereken en önemli adım. Büyüme hormonu eksikliğinde uygulanan tedaviyle istenilen büyüme hızına ulaşmak mümkün olabiliyor. Eğer büyüme hormonu normal değerlerdeyse yani hormon eksikliği yoksa yine hormon takviyesiyle 5-6cm’lik uzama sağlanabiliyor.
Herhangi bir nedene bağlanamayan boy kısalıklarında alınması gereken önlemler çocukluk çağında başlıyor. Ancak sağlıklı beslenme ve düzenli spor yapılmasına karşın bu kişiler genetik olarak belirlenmiş boylarını en fazla 5-10cm aşabiliyorlar. Yani bu kişler ne yaparsa yapsın daha fazla uzamaları mümkün değil. Kemik gelişimin tamamlandığı ergenlik bitiminden sonra ne yapılırsa yapılsın boyu 1-2 cm’den fazla uzatmak mümkün değil. Ameliyatla boy uzatmaksa sadece bazı doğuştan olan orantısız kol ve bacak kısalıklarında uygulanıyor. Bu tür ameliyatlar oldukça zor ve riskli.

BOY UZATMA AMELİYATLARI
Çeşitli doğuşsal anormalliklerde ya da kişinin gündelik hayatını devam ettiremeyecek kadar kısa boylu olan kişilerde ameliyatla boy uzatılabiliyor. Bu tür ameliyatlar tüm vücuda değil, sadece kol ve bacak kemiklerine uygulanıyor. Eğer omurga eğriliğine bağlı boy kısalığı varsa, omurgayı düzeltmek suretiyle boy uzatılabiliyor. Bu tür omurga eğriliklerinde tüm omurga boyunca yerleştirilenmetal çubuklar sayesinde kişinin boyu 10-15cm uzatılabiliyor.
Gerek doğuştan gerekse sonradan meydana gelen bacak ve kollardaki orantısız kısalıklar kozmetik sorun oluşturacağı gibi işlevsel bozukluklara da yol açıyor. Bu durumlarda ameliyatla kol ya da bacak boyunu uzatmak mümkün. Uzatılması istenen kemiğin her iki ucuna yerleştirilen metal çivilerden ve bu çiviler arasındaki metal bağlantıdan oluşan bu yöntem, kemiği adeta bir kafes gibi kaplıyor. Kemiğin her iki ucundaki çivilerin arasındaki metal bağlantı sayesinde çivilerin birbirine olan mesafesi ayarlanabiliyor. Aradaki bağlantıyı uzatarak çivileri birbirinden uzaklaştırmak mümkün. Çiviler metal ara bağlantı sayesinde birbirinden uzaklaştırıldıkça bağlı bulundukları kemik parçalarını da yavaş yavaş birbirinden ayırıyor. Kısa olan kemiğin her iki ucu birbirinden uzaklaştıkça aradaki boşluk yeni kemik dokusuyla doluyor. Aradaki kemik dokusunun oluşumuna zaman kazandırmak için kemikler birbirinden çok yavaş uzaklaştırılıyor. Sağlıklı kemik uzaması için, her iki kemik ucunun günde 1mm’yi geçmeyecek şekilde birbirinden uzaklaştırılması gerekiyor. Bu yöntemle kemiklerde 15-20cm’ye varan uzama sağlanabiliyor.
Bu tür kemik ve boy uzatma yöntemleri, ancak zorunlu tıbbi geeklilik hallerinde ortopedi uzmanları tarafından yapılabiliyor. Hormonal sebeplere bağlı yada aileden gelen boy kısalıklarında bu tür cerrahi yöntemler önerilmiyor.
KAYNAK: BilimTeknik Dergisi Kasım05

Kısa Boylu ile ilili Haberler

Kısa boylu olanlar dikkat!
Kısa boyluların, nüfusun geneline oranla kronik akciğer hastalığına yakalanma riskinin daha yüksek olduğu bildirildi.

Nottingham Üniversitesinin, 35 yaş üstünde bir milyonu aşkın kişinin katılımıyla yaptığı araştırma, kronik obstrüktif akciğer hastalığına (KOAH) yakalanan kişilerin, ortalamadan 1,12 santimetre daha kısa olduğunu gösterdi.

Araştırmacılar, bu kişilerin boylarının kısa olmasının, yoksul bir aileden geldiklerinin “işareti” olabileceğini de belirttiler.

Sonuçları Journal of Epidemiology and Community Health dergisinde yayımlanan araştırma çerçevesinde, 1 milyon 25 bin 662 kişinin sağlık durumlarıyla ilgili verilerin incelendiği, özellikle 35 ila 49 yaşlarındaki kişilerde boyla akciğer hastalığı arasındaki ilişkinin çok güçlü olduğunun gözlendiği kaydedildi.

Araştırmada, kişinin yaşı büyüdükçe, boyla akciğer hastalığı arasındaki bağlantının kademeli olarak azaldığı görüldü.

Amfizem ve kronik bronşiti kapsayan bir hastalık grubu olan KOAH’ın en sık görülen özelliği, akciğerlere giren ve akciğerlerden çıkan havayı nefes darlığına neden olacak derecede kısıtlayabilmesidir.
Araştırmacılar, hastalığın daha çok yoksul ailelerden gelen, çocukken kötü beslenen, sigara içilen evlerde büyüyen ve kendileri de sigara içen kişilerde görüldüğünü düşünüyorlar.

AA